SeViL'iN LiMaNı için tıklayınız!!

<


*************************************************************

GEL EY ALEMLERİ YARADAN RABBİM..!
GEL EY RAHMETİ MERHAMETİ SONSUZ..!

*************************************************************

th_roses[10]

şehitlerimize

Windows Live Spaces

« Önceki | Sonraki »

18/3/2008

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN DOĞUMU(mevlid kandili)

resim: yasece.blogcu.

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN DOĞUMU

            Mîlâdın 571, Rebîülevel ayının 12.gecesi, (Nisan ayının 20.günü) Mekke ufukları ağarırken Peygamber Efendimiz, Hz.Muhammed-ül Mustafa Sallallâhü Aleyhi ve Sellem dünyâyı şereflendirdi.

O'nun doğduğu sabah, âlem başka bir âlem oldu, cihan nurla doldu.

Zirâ O'nun teşrifleri sıradan bir hâdise değildi. Bütün peygamberlerin geleceğini müjdelediği ins-ü cin'in ve melâikei kirâmın teşriflerini beklediği bir peygamberdi O..

Bu yüzden, geceler içinde benzeri yoktur. Kâinâtın en azametli hâdisesi bu gece vukûa gelmiştir. Bütün âlem bu geceyi bekliyordu.

           

 Peygamber Efendimiz'in babası Abdullah, az zaman önce vefât etmiş olduğundan, annesi Hz.Âmine hiç zahmet çekmeden dünyâya getirdiği bu nur topu çocuğu, dedesi Abdulmuttalib'e müjdeleyince, bahtiyar dede torununun doğumuna pek sevindi. Hemen bir ziyâfet vererek O'na isim koydu.

          

  Kureyş uluları; "Bu ziyâfete sebep olan çocuğa ne isim koydun?" diye sorduklarında,

           

Abdulmuttalib; "Muhammed ismini verdim." dedi.

           

Onlar; "Ecdâdında olmayan bu ismi vermekten muradın nedir?" diye sorunca,

            Abdulmuttalib; "Umarım ki O'nu yerde halk, ulvîlikler âleminde Hakk pek çok övecek" diye cevap verdi. (Zîra, Muhammed; «pek çok hamd-ü senâ olunmuş kimse» mânâsına gelmektedir.)

            Peygamber Efendimiz'in doğduğu gece dünyâda fevkalâde hâdiseler oldu. Şöyle ki:

            O devrin en büyük devleti Kisrâ'nın sarayında, mimarların mühendislerin yıkılmaz diye rapor verdiği ondört sütun çöktü.

            Sâvâ gölü kurudu.

           

 Mecûsîlerin uzun müddetten beri sönmeden yakıp tapındıkları ateşgedeleri söndü.

            Müşriklerin Kâbe üzerine koymuş oldukları putlar devrilip kırıldı. Onların, hâşâ, Allah diye tapındıkları putları küp kırığına dönmüştü.

         

   Bütün bunlar çok mühim bir şeye işâret ve beşâretti. Çünkü, Hak gelmiş, bâtıl zâil olmuştu.

Hakkı telkin ve tebliğ edecek olan Kâinâtın Efendisi, Peygamberler Peygamberi, Fahri âlem, Muhammed'ül Mustafa (S.A.V.) doğmuştu.

         

   Gerçekten ilerde İran'ın saltanatı yıkılacak, Bizans İmparatorluğu dağılacak, putperestlik sönecek, küfrün bataklığı kuruyacaktı.

th_roses[10]

 

                Peygamber Efendimiz'in Nesebi

            Peygamber Efendimiz'in nesebi, şirki, küfrü reddeden Hanif dîninin yayıcısı Hz.İbrâhim'e dayanır. Babası Abdullah Haşimoğullarındandır. Annesi Âmine Zühreoğullarından olup, birkaç göbek sonra soyları birleşir. Her ikisi de Mekkelidir.

          

  İbrâhim Aleyhisselâm'ın oğlu Hz.İsmâil'in evlatları içinde Ben-i Adnan, Adnâniler içinde Ben-i Mudar, Mudâriler içinde Kureyş kabîlesi diğerlerinden daha büyük bir şerefe sahipti. Hele Kureyş kabîlesinin içinden Hâşim kolu, çok sayılan ve sevilen bir koldu.

th_roses[10]            
Hâşimî Kolunun Soy Silsilesi

            Hâşim'in babası Abdimenaf, O'nun babası Kusayy (Zeyd), O'nun babası Kilâb, O'nun babası Mürre, O'nun babası Kâ'b, O'nun babası Lüveyy, O'nun babası Gâlib, O'nun babası Fihr, O'nun babası Malik, O'nun babası Nadr, O'nun babası Kinâne, O'nun babası Huzeyme, O'nun babası Müdrike (Amir), O'nun babası İlyas, O'nun babası Mudar, O'nun babası Nizar, O'nun babası Ma'ad, O'nun babası Adnan'dır.

            Bunların içinde ne zaman birinin iki oğlu oldu ise Hz.Muhammed (S.A.V.) en şerefli, en hayırlı olan tarafta bulunurdu.

Her asırda O'nun ceddi kim ise, yüzündeki nurdan anlaşılırdı. Çünkü Hz.İsmâil'in alnında bir nur vardı, yıldızlar gibi parlardı bu nur.

Bu nur ona pederinden kalmıştı. Sonra evlâttan evlâda intikâl ederek Efendimiz'e kadar ulaştı.

İşte o nur, Kâinâtın Efendisi'nin cedlerini açık açık her devirde göstermiş olan nurdur.

Peygamberden peygambere geçen nurdur.

Bu nur, Âdem'le Havva'nın dünyâya indirilmesinden beri intikâl edegeliyordu.

Bu nurun gerçek sâhibi kimdi? Fahri Kâinât efendimizdi...

           

Hz.Âdem'den beri evlattan evlâda intikâl edegelmiş olan ve nihâyet asıl sâhibine erişmiş olan nur...

devamı için:  www.kalbhuzuru.com

başlık:Siyeri Nebi  

 

th_roses[10]

 

13/3/2008

EFENDİM...(RESULULLAH S.A.V.)

 

bloem4

 


 

EFENDİM
...

“Gül” sevdâsı özge candır, candan öte cân Efendim...

bloem4

Canım cânâna kurbandır, cânıma cânân Efendim...

bloem4

“Ol” hükmüne “Gül”dür ferman, “Gül”dür cümle derde dermân,

bloem4

Zâtı nurdur, hâli nûrân, “Ahlâkı Kur’ân” Efendim...

bloem4

“Gül”den gelir bize himmet; şâd ü handân olur ümmet,

bloem4

Şânı “Âlemlere rahmet”; beyânı Furkân Efendim...

bloem4

Farz olundu “Gül”e biat, “Gül”e bestedir kâinat,

bloem4

“Gül” nefesli âb-ı hayat, rahmet-i Rahmân Efendim...

bloem4

“Gül”dür gönüllerin âhı, “Gül”dür peygamberler şâhı,

bloem4

İki cihan padişâhı, Mi’râc’a mihmân Efendim...

bloem4

“Gül” sürgünü mü’min garip, “Gül”süz gönüller muzdarip,

bloem4
 


Sırrı süveydâya tabip, bâis-i gufrân Efendim...

bloem4

“Gül”dür bizim imdâdımız, “Gül”dendir istimdâdımız,

bloem4

“Gül”den medet murâdımız; af için fermân Efendim...


bloem4

“Gül” cemresi bekler akıl, nur yağsın kalbe muttasıl,


bloem4 


Kerem eyle, şefaât kıl, Habîb-i Zîşân Efendim...

bloem4
 


Hak yolunda destur almak, “Gül” dalında gonca olmak,


bloem4

“Gül”ün gölgesinde kalmak, kutlu bir destan Efendim...

bloem4

Rabbim lûtfetsin hidâyet, îmandır en büyük nîmet,

bloem4

“Gül”e duyulan muhabbet, ebedî rüçhân Efendim...

bloem4

“Gül” hasreti yakar bizi, hicran kaplar içimizi,

bloem4

Hicrânı hüzün denizi, aşkı gülistan Efendim...

bloem4

Ta ezelden zaman âşık, “Gül”e kevn ü mekân âşık,

bloem4

“Aman” diyen bu cân âşık, aşkın bize şân Efendim...

bloem4

Güneş nûr-ı cemâlinden, ışık alır her hâlinden,

bloem4

“Gül”ü sevmek kemâlinden, aşk ile îmân Efendim...

bloem4

“Gül”de umut, “Gül”de safâ, hudutsuzdur “Gül”de vefâ,

bloem4

“Gül”dür Muhammed Mustafa, güllere sultân Efendim...




Mehmed GÜNEŞ

www.menzil net

12/2/2008

Okyanus Yürekli Dostlar

 

 

 

 

 

Su, kendine sırdaş arıyordu. Önce buluta verdi sırrını.
Ağır geldi sır buluta. Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.

Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut suyun sırrını
yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için, zaman zaman
taşıyordu göl ve çıkıyordu suyun sırrı iyice açığa .

Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti.
Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze...

Çağlayanlar, şelaleler, akarsular... Hepsi kayboluyordu bir anda.

Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanusa kavuşunca farketti su, bütün sırlarının akarsularla, çağlayanlarla, ırmaklarla...okyanusa taşındığını.

Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu. Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu....

Geçenlerde karşılaştık suyla. 
 Bir bardaktaydı. Suskundu.
Çok uğraştım konuşturamadım.
Ben tam giderken '' Dur !'' dedi su. Durdum!

'' Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!
Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar,
utandırırlar....'' dedi.

Çevrenizde hep "okyanus yürekli" dostlarınızın olması dileğimle .....

 

 





 
Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır
Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır

Arkadaş senin ağladığını görmez
Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır

Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir
Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider

Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur
Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için

Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür
Dost ise tekrar arar

Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister
Dost ise her zaman senin arkandadır

Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir
Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder

Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar
Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır

Arkadaş sizi ikinci görmek ister
Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar

Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır
Dost sıkıntınız olduğunda size koşar

Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız
Dostlarınız size huzur vermeye çalışır
alıntı


11/2/2008

SABRET GÖNÜL SABRET

 

 

 

           

Ey gönül hayat süprizlerle doludur. Kimi zaman saadeti kaybetmenin hasretiyle kavrulurken kimi zaman da ummadığın bir saadetin tebessümüyle sürur bulursun.Çektiğin ıstıraplar elemler ve tarifsiz kederlere sabretmenin ateşiyle pişer bir zaman sonra o ateşte lezzet bulursunun.

Bu yüzden ey gönül,ateşten korkma Sabrın sineleri yakan o lahuti ateşinde piş ki lezzet bulasın. İşte ey gönül, çoğu bela ve musibetlerin değişmez kaderimiz olması bütün çabalarımıza rağmen korku ve endişenin o muziç çemberi içinde sabra mahkum edilişimiz, bu diyarda hep böyle mahzun kalışımız hep bundan Güneş yakacak meyveler sabırla olgunlaşacak

Tohum toprağın derinliklerinde sabra mahkum sen dünya denen şu çileler,elemler, ayrılıklar,hasretler yurdunda…Tohum, bir müddet toprağın karanlıklarında kalmaya tahammül edecek. Çürüyecek çürürken, canını toprağa katarken sabredecek, sabrın acısına katlanacak sonra filiz verecek hasretini çektiği gün ışığına kavuşacak bir ağaç olacak gökyüzünü kucaklayacak.

Sen de öylesin ey gönül Sen de korkunun endişelerin elemlerin zindanında kalmaya tahammül et. Acılara katlanmanın nice nimetlere hasret yaşamanın ateşinde pişecek lezzet bulacaksın. Hayat bulmakhayat vermek için

Ey gönül acılara sabret. Çünkü onlar seni kahretmek için değil sınamak, terbiye etmek kemale erdirmek için gelirler Hem de geçicidirlerebediyen kalmayacaklar. İmana ve ümide sarıl. Bil ki hiçbir gece ebedi değil her karanlığın sonunda bir fecir saklı.

Alemlerin Rabbi ne c.c.kalbin sahibine kulak ver ey gönül. Sabrı öğren gayesini anla.Ne olur gözlerin yaşarsa da dilin ancak Rabbinin razı olduğu söz söylesin. Bu yaşlara katlanmayı bil ey gönül varacağın menzil hatırına. Düşün ey gönlüm onları sana yönelteni düşün… Bu kutsi çileleri Allah misafirleri olarak ağırla.Müminlerin o sözüne bütün ruhunla katıl. Bunu diline vird et aradığın her teselli onda saklı Onlar ki…Onlara bir musibet isabet ettiği zaman şöyle derler Biz Allaha aidiz ve elbette sonunda Ona döneceğiz. Bakara süresi 15

Ve Peygamberini Peygamberleri düşün. Sabır onların ahlakı. Bak Yusufundan ayrı düşen gözü yaşlı Yakup Peygamber nasıl sabretmiş.Hz. Eyyub a.s. sabır ateşinde nasıl yanmış. Ve o sevgililer sevgilisi ve Onun mübarek sahabileri…Hüzün yıllarında Şibi muhasarasında TaifteTebükte Bedirde Uhudda Hendek savaşında sabır şerbetini nasıl yudum yudum içtiler. Bir adım sapmadan kalplerini sahibinden bir an ayırmadan nasıl ışıdılar nasıl ışık verdiler…Sakın sende yolundan şaşma ey gönül itaat et. İtaatında sabır ve sebat et.Zira bu yol sabırdan ibaret.

Sabrın zıddı aceledir.Acelenin meyvesi ise pişmanlıktır üzüntüdür ey gönül. Öyleyse çabalarının amellerinin mükaatını beklerken ne olur acele etme. Sabrın özündeki tevekkülü gör her şeyin sahibine dayanmayı öğren.Beklediğin ilahi yardım yalnızca sabrın sonunda gelecek ey gönlüm.Ama sakın tuzağa düşme tedbirsiz sabır çalışmadan yapılan tevekküle benzer. Önce tedbirinetedavine sarıl sonra sabret. Hiçbir müsibete ağır ve çekilmez gözüyle bakma.

Evet sabır acıdır ey gönlüm. Bunu en iyi sen bilirsin. Gelecekten ümidi beklentisi olmayan bir yürek bu acıya tahammül edemez bunu da bilirsin. Hangi ümit diye sorma bana bütün ümitler imanında saklı. İmanın var demek ki ümidin var. Gideceğin yer göreceğin cemal var. Senin menzilin var. Seni hasretle bekleyen cennet ehli var.Sana kucak açmış ebediyyet var.

Şimdi sus gönlüm. Sus ve teslim ol. Fani umutlarla tükenmekten vazgeç. Dünya buna değmeyecek kadar kısa. Sabır zamanı kısa. Bir şimşek ışığının parıltısı kadar kısa.

Unutma ey gönül burası dünya.. Sefası da fani cefası da…Fakat ebediyyet var ebedi vatan. Orada nankörler için hazırlanmış bir ateş mahzeni var ki orada sabah olmayacak horozlar da ötmeyecek. Orada sabretmek imkansız.

Öyleyse nankör olmaktan kork ve ey gönlüm, geçici elemlere ve imtihanlara sabret. Bilirim bu dünya bir imtihan yurdu bir zindan. Ama duvarlarında daima ümide kurtuluşa selamete açık iman ve ümit pencereleri var. Bu pencerelerden mesut geleceğini gör. Sen ki narin kanatlı bir kelebeksin.İlahi takdirin imtihanını minicik gövden de bulmuşsun. İlahi mukadderatın göklerinden gelen kaza oklarına hedefsin. Göklerin ve yerin yüklenmekten sakındığı emanet omuzlarında.

Bazen belin bükülecek dizlerin dermansız kalacak.Ama sakın sabrın tükenmesin ey gönlüm ruhunu ebediyete taşıyorsun.

Sabret gönül şurada karşı kıyıya ne kaldı Bu dünya zindanına muvakkaten mahkumsuN şükret ki müebbeden değil

Sabret gönlüm yol çok uzun değil az kaldı

 

alıntı

 

 

21/1/2008

BEKLEYİŞ...

bekleyiş
 
 

BEKLEYİŞ…

 

 

Dün gece yine seni düşündüm.

Başımı yastığa koyduğum anda

yine hayallerimdeydin...

Unuttuğumu sandığım zamanlarda bile

benim yanı başımda duruyormuşsun bildim..

 

sen benim  unutamadığımdın...

Yine uykusuz bir gece daha geçirdim seninle

Ve yine galip geldin ruhuma...

 

Ne zaman geleceksin?

Ne zaman  geldim diyeceksin?

Yollarımız nerde kesişiyor kim bilir..

 

Bu sefer başka bir yerde karşılaştık

hayaller dünyasında..

Seni beklemediğim bir anda

Çıkıverdin karşıma..

Sana bakıyorum açılmak istemeyen isyankar gözlerimle..

Yaşlar hücum ediyor  göz pınarlarıma

Sağnak yağışlıyım bu gün

Engel olamıyorum...

 

Şimdi mi geldin..!?

Böylesine perişan iken her yanım...

Kalkmaya çalışıyorum .

Dayanılmaz ağrılarla inliyor,

 kalkamıyorum....

Kanlar da neyin nesi bilmiyorum

Hiç derman kalmamış bedenimde

kor alevler yanıyor sinemde

 Nerdeyim bilmiyorum

Yalnızım, tenhâyım kuytu köşelerde...

  

Beklerdim ama yine içten içe  titrerdi yüreğim...

Bana nasıl geleceksin  bilmezdim

Son bir  kez bakıyorum sana

Sonra ufuklara dalıyor gözlerim

''Gel'' diyor  uzaklardan  bir ses

Sonsuzluğa davet ediyor

Gitmekten kendimi alıkoyamıyorum...

Uzatıyorum ellerimi

Hoşgeldin diyorum...

 

 

Kalbimi bağlıyorum Sevgiliye

Dilimle zikrederek adını

Hece hece yazıyorum yüreğime... 

Kapatıyorum gözlerimi

bırakıyorum kendimi  sonsuzluğa...

Son bir kez

dayanılmaz bir sancı hissediyorum boğazımda...

 

 

Bir gül koklatıyordun bana,

içimi ferahlatan, acımı unutturan

mis gibi kokuyordu her yanım...

 

Şelaleler akıyordu gökyüzünden

güneş doğuyordu  karalık geceme

 tutyordu ellerimden

Hoşgeldin diyordu bana...

Hoşgeldin...

 

Hoşbulduk

 hoşbulduk Ya Resulallah

diyordum...

 

Aysel BAHRAM

 

Arkadaşlarım


Arkadaşlarım

Sohbetsevenler ÇEÇENİSTAN61

çılgınavatar81
azadgulu



                                     Göz kırpmahttp://sohbetisevenler.freeforums.org/ Göz kırpma                                   
 
                     güzelmiş bakalım mı? hadi gidelim...Kırık kalp
                 


th_roses[10]
Semerkant & Semerşah Turizm

GÜNCEL YAZILAR

SAYFAMIZ HİZMETİNİZDEDİR.. DİLEDİĞİNİZİ ALABİLİRSİNİZ...